İsyan

0 yorum
Bir yere kusma ihtiyacı duydum.Epeydir de bloga bir baksam mı diye düşünüyordum.Ve sonunda buraya püskürmeye karar verdim.Bu blogda siyasete değinilmedi, fikirler savrulmadı.Siyasi görüşümü de en yakınımdakiler dışında bilen yoktur.Yorumlarımdan tahmin yürütenler kimi zaman tutturmuşlardır ama sık sık yorumum da duyulmaz her yerde.Yorum yaparken haddimi aşabiliyorum çünki.Susmam daha sağlıklı olur diye frenlerim kendimi.Birazdan da ayağım fren bedalında elim el freninde kendimi dizginlemeye çalışacağım.

5 yıldır kamu hastanesinde çalışıyorum.Deneyim için belki çoğuna komik gelecek bir süre ama bana kamunun işleyişini öğretmeye yetti.Kimisi de bu sürede mi anladın diyecek ama inanın bu sürenin çoğu sabretmekle geçti.Çok kısır bir mesleğe sahibim.Kısırlaştırılmış Türkiye'de.Üniversiteye hazırlanırken tek hedefim hayat şartlarımı düşürmeyeceğim, en az bu standartta yaşamımı sürdürebileceğim bir yaşam sağlayabilmekti kendime.Öyle uçuk hayaller ,deli paralar peşinde de değildim.Bu sebepten belki de "şu mesleği yapacağım lan ben" demedim hiç.Alabileceğim en yüksek puanı alayım da gerisine bakarız mantığından gittim.Doğru mu yanlış mı iddiam yok.Gerizekalının önde gidenlerindenmişim ki Eczacılık kazandım.Puana ona buna yazık etmeyi geç kendime yazık etmişim.Kendi kendime gidip kaydımı yaptırdım ve gittiğim ilk ay içerisinde (ki meslek derslerine henüz başlamamışken) aileme bölümden nefret ettiğimi ve %100 uzatacağımı haber verdim.Bana o yaşa kadar ders çalışmam gerektiğini söylememiş insanlar şaşırdılar haliyle bu habere.Ama işte her ailenin içinde çocuklarının sağlıkçı olması isteği vardır ki bırak gel de demediler bana.Ben de sadece yarım bırakmış olmamak adına devam ettim.Embesilliğin ikinci bölümü burda başlamış.Ulan madem ilk ay farkettin bas dön.Yok yediremez bırakmayı.Bir tek dersi sevdim 6,5 yıl boyunca.Toksikoloji.Onda yüksek lisansa bile başlamışken esti, dellendim, ailemin yanında olmayı seçip döndüm yuvaya.(embesillik bölüm 3) 

Klinik Eczacılık yapayım bari diyip hastaneyi seçtim.Bak bak seçime bak.Kliniği yemişim eczacılığın yakınından geçiyorsa ne olayım 5 yıldır yaptığım iş.Yemin ediyorum iktisadi idari bilimlerden çıkan biri daha uygun olduğum yere.Yıl sonu hesapları, devir cetvelleri, taşınır mal yönetmeliği girdi bana.Bunu bakanlık müsteşarına neden eczacının yaptığını soran bir eczacıya verilen yanıt şudur:eczacının kafası çalışır diye onlara verdik bu işi.Emin olun bu cevap doğrudur.

Her neyse bir şekilde 5 yıldır bu işi yapıyorum ve bir süre daha yapacak gibi görünüyorum.Ben 5 yıldır bir halt sahibi olamadım.Kenarda birikmiş üç kuruşum da yok.Araba almaya niyetlendim ki Fiata falan da baktım.Cesaret edemedim.Döner sermayenin sürekliliğine güvenemedim.Maddi kaygılar taşıyan bir insan değildim ama geleceğimden endişeleniyorum.Değil başını sokacak ev arabaya cesaret edemedim.

Bana deselerdi ki üniversiteye hazırlanırken; eczacı olacaksın, bir ilçe hastanesinde kirada oturup ailenin tüm fertlerinden uzakta olarak asosyal kalacak, haftanın 5 günü Okan Bayülgen izlemekten başka bir keyfin olmayacak.Mutluluk iki parmağın arasında der hiç acımadan gösterirdim hareketi.Kitabın kapağını kapatır o çok çalışan, hesap kitaba basan kafamla kasiyer v.b. olurdum.Bunu bütün içtenliğimle söylüyorum olurdum.

İşte bu sebepten ben o maaşı size helal etmiyorum...Bence frenden ayağımı çekmedim daha...

İstek Yaptım

3 yorum
Herşeyi tüketmiş, yemiş, bitirmiş hissediyorum kendimi.Tüketen topluma ayak uydurdum sanırım.İstenen şarkıyı peçeteye yazma olayını her ne kadar sevmesem de tüm isteklerimi peçeteye sıralayıp canlı müzik olan bir yere gidip soliste uzatmak istiyorum.
"Sevgili solist, madem sana peçete uzattım ilk önce senden bir şarkı isteyeyim.Öyle bir şarkı söyle ki hiç duymamış olayım.Duyduğum anda aşık olayım şarkıya ve günlerce aynı heyecanda dinleyeyim.Şaşırıp kalayım.
Bana öyle bir cümle kur ki kelimeleri yanyana daha önce hiç görmemiş, duymamış olayım.Evimin duvarlarına yazacak kadar seveyim.
Öyle bir insanla tanışayım ki beynine hayran olayım, gerizekalılığımı hissedeyim yanında.
O kadar rahat olabileyim ki yapmak istemediğim bir işle karşılaşınca karşımdaki insana küfredip başımdan defedeyim.
Solist değil misin? Peçeteye yazınca yaparsın bunları.Daha önce yaptığını çok gördüm.Sevgiler.."

Dip Not1:Yazıyı tamamladıktan sonra gördüm ki Cnbc-e de The Guitar adlı bir film varmış.Anıma uyar.

Dip Not2:Geçen sene kutlamaya başladığım Paylaşma Günü'nü unutmadım.Biraz geciktik bu kez ama kutlu olsun günümüz:) Buyrun paylaşıyorum ben:

video

Lüzumsuz Pratiklik

3 yorum
Gün boyunca insanların bakışlarına anlam veremedim, her sıradan vatandaş gibi fermuar mı acaba diye düşündüm, rutin iş dialoglarımızda bir eksiklik hissettim.Birşeyler vardı her zamankinden farklı ama neydi? Çok da üzerine gitmeyeyim bahar çarpmıştır insanları, bir hallerdeler bunlar dedim geçtim.
Bir hasta yakını aşırı bir samimiyet gösterdi; sağol benim şirin kızım dedi.Yapısıdır.Aman da ne sevimliymiş amcam hanimiş dedim.
Bir firmanın pek haz etmediğim elemanları geldi.İstemsizce soğuk durdum ama bu kez onlardan olumlu enerjiler aldım.Allah allah dedim ben yanlış düşünüyorum sanırım haklarında.
Sonunda anladım ki ben böbreklerimin azizliğine uğradım.Zira kendileri yavaş çalışır ve sık uğramam tuvalete..Öğle arasından sonraki ilk ziyaretimde aynaya bakınca "Senden ne köy olur ne kasaba" dedim kendime.Sabah gözüme giren kahkülümü ataçla tutturuvermiştim.O an muhteşem bir çözüm bulduğumu düşünmüştüm.O kadar çok da düşünmemişim ki ataçın varlığını silmişim aklımdan.Ah şu böbreklerim..

Delirme Eşiği

4 yorum
Sinirlerime hala hakim olabiliyor ve haftalar sonra bloga şu anda yazabiliyorsam bunu sadece Bedük'e borçluyum.
Şu an bilmem kaç desibele karşı savaş veriyorum Bedük'ün son şarkısı Gel Aşka ile...Evimin önünde belediye başkanının düğünümsü kutlaması kaynaklı pencerelerimdeki zıngırdamaya, zeminle temas eden her yerimdeki titreşime, kim olduğunu bilmediğim bir sanatçının gazı ile halkın yükselen sesine rağmen kendimi kontrol altında tutabiliyorsam (Bedük destekli bile olsa) ben hakikaten peygamber sabırlı, müstesna bir şahısım..

Yaptım Film Oldu

5 yorum
İnte'nin film eleştirmeni kesildiği an:
Senaristlerin çoğu milletimizin ya duygusal yönünü ya da gülmeye muhtaç yönünü yakalayıp kemirmiyorlar mı? Güldürdün, yap serisini kır parayı.Olmadı baktın millet ağlamaya aç vur canlarının çıkacağı hassas noktalarından yine kır parayı.Milletteki ağlamanın ya da en azından hislenmenin sebebi de tamamen saklanan duygularını böğürmeye bir fırsat yakalama ihtiyacı.
Çağan Irmak bu bahsettiğim ikinci durumu yakalamış, sürdürmeye devam etmiş bir senarist yönetmen olduğundan yaptı Babam ve Oğlum'u, vurdu insanları hassas noktalarından.Nasıl oldu bu? Şöyle ki herkes ya evlat sahibi ya da evlat olduğundan acıklandı duruma, filme taptı.Tuttu mu tuttu.Güzel miydi eh.Yaratıcı mıydı kesinlikle hayır..
İkinci darbeyi de yedi mi hisli milletim Issız Adam'dan.Yedi.Neden? Herkes aşık oldu zamanında.Ayrıldı.İçinde kalan söylenmeye fırsat bulunamamış sözler oldu.Unuttu.Evlendi.Bu seçeneklerden birini yaşamamış Türk insanı yoktur.Noldu? Filme yine tapıldı.Yaratıcı mıydı konu? Yine hayır.
Kendi hayatımın kimi kesitleri bu filmlere taş çıkartacağından yaşanılanlardan bazı kesitleri satsam hem insanları ağlamak ne kelime böğürtürüm hem de paraya para demem.Hem gerçekler ele alınmış olur hem de kıytırık konuları solda sıfır bırakacak, hayal etmenin sınırlarını zorlayacak bir yapıt ortaya çıkar hem de ben yine paraya para demem ..na.. tıym..
Issız Adam'ı izledim, kızdım da yazdım bunları.Devrik cümleler varsa, noktalamada hatalar varsa söyleyin Çağan Irmak'a film yapsın bu yazıyı da.Ben de yineliyorum paraya para dememiş olurum .....tıym.

Ssshhhh...

6 yorum
2009'un ilk ayını özetlemeye çalıştım kendi kendime.Yaşananlara anlam verememekten kaynaklı kelimelerim yetersiz kaldı.Şu hikaye şimdiye kadar tadına varılan hisleri sanırım özetlemeye, derdimi anlatmaya yeterli olacak:
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde kendi halinde oraya buraya uçmaktan başka bir gayesi olmayan bir kuş oldukça soğuk bir günde yine kafasına göre uçarken soğuğun etkisiyle kanatları donuvermiş ve kuş kendini yerde bulmuş.Hareket edemezken ordan geçen bir inek kuşun üzerine sıçmış.Kuş duruma çok sinirlenmiş ve ineğe boyuna posuna bakmadan diklenecekmiş ki o sırada bokun sıcaklığı kuşun kanatlarını çözüvermiş ve kuş tekrar uçabileceğini anlayınca sevincinden ötüvermiş.Ordan geçen bir kedi kuşun ötmesiyle birlikte onu farketmiş ve kuş tam uçacakken onu yemiş.
Bu hikayeden çıkarılacak dersler:
  • Her üstüne sıçanı düşmanın sanma.
  • Seni boktan çıkaranı dostun sanma.
  • Ve en önemlisi bokun içinde mutluysan sesini çıkarma.
Şu sıralar sesimi çıkarmamayı tercih etmek durumunda kaldım a dostlar..

Psikopatça Eğlenmek

7 yorum
Çocuklardan kan alınması olayı ayrı bir güldürüyor beni.Denk geldikçe izliyorum ve itiraf ediyorum ki onların mimik değişimlerini izlerken eğleniyorum.Başlarında durup suratlarına bakarken onlar da kocaman gözlerini size çeviriyorlar, o esnada iğne batırılıyor kendilerine ama size bakmaya devam ediyorlar.Sonra kollarına bakıp, iğneyi gördükleri andaki halleri var ya işte o ifadeleri muhteşem."Ulaaaannn ne zaman soktunuz onu orayaaa?Kolumda sivri bir şey var bu neeee?Acımıyor aslında ama tam şu anda çığlık atmam lazım."
Bugün bir tanıdığın çocuğundan kan alınmış, çocuğun gözleri yaşlıyken tanıştırıldık.Gördü ya bir de beyazları içgüdüsel korku tekrar belirdi gözlerde.Sonra annesi benim kan alan ablalara ne kadar çok kızdığımdan falan bahsedince biraz yanaştı yanıma.Acısını paylaştığımı gösteren bir role bürünerek "Canım beniiim ne yaptılar sana?" dedim.Cevaba koptum."Söyyyleyememmmm."Öyle içli, içten söyledi ki sanırsınız hayatının en büyük darbesini yemiş.
Az sonra o ablaların yanına gideceğimi ve ona bunu yaptıkları için onlarla konuşup, kızacağımı söyledim.Bir parça daha güvendi bana.Annesi bana baybay yapmasını söylediğinde yine "Yapppamammmm." cevabıyla ne büyük bir trajediye şahit olduğumu anladım.
Nasıl bir zevktir bendeki anlamıyorum ama denk gelirseniz bir izleyin o ifade değişimlerinin abukluğunu.Eminim bana hak vereceksiniz..